11 Mayıs 2011 Çarşamba

Müthiş bir oyuncak: KAPLA

Keşke Leonardini ve Imaginarium gibi oyuncakçılar artsa...Fiyatları ucuzlasa.. Toyzzshop'taki oyuncak kirliliği de son bulsa...

Eşim oyuncaklara çok meraklı. Hele legolara ve yapbozlara dayanamıyor...Ben oyuncaklar konusunda biraz daha temkinliyim. "Gerçekten ihtiyacı var mı, doyumsuz olmasın" gibi kaygılar beni sürekli durduruyor. Bu yüzden en sevdiğimiz oyuncaklar genellikle hediye gelenler oluyor. Geçen gün eşimle Leonardini'ye gittiğimizde bir kez daha bu kaygıların çok önemli oyuncakları kaçırmama sebep olduğunu gördüm.

KAPLA adlı bu oyuncak aslında hiçbir oyuncağa benzemiyor. Oyuncak yaklaşık 10 cm. boyunda ahşap çıtalardan oluşuyor. Bu çıtaları üst üste, alt alta koyarak çeşitli binalar, şekiller yapabiliyorsunuz. İçinden çeşitli şekilller gösteren küçük bir broşür de çıkıyor. Boy boy satılıyor. Bizim aldığımız boyundan 200 tane çıktı. Daha azı da yetmez zaten. Düşünün biz bununla Eyfel Kulesi bile yapamadık. Bir kutu daha alacağız.

Çocuk dokturumuz Özcan Bey-ilk çocukta insan tecrübesiz oluyor, oyuncakları bile doktorumuza soruyordum:)-bitmemiş oyuncak alın, derdi. Lego, Kapla tam da yaratıcılığı geliştiren bitmemiş oyuncaklar... Örneğin Neşet ve ben binaları dikey olarak yükseltmeye çalışırken, Duru geniş mekanlar kuruyor. Üstelik evde uzun süre konsantre olup bununla uğraşıyor. Çıtaları dengede tutmaya çalışıyor.

Eşim ve benim için ise tam bir terapi... İkimiz de zihinsel yorgunlukla eve geldiğimizde böyle bir oyuncakla kaliteli zaman geçirmek bizi de dinlendiriyor.

Unutmadan bu oyuncağı misafirliğe giderken götürmek, sizin orada rahat rahat oturup sohbet edebilmenizi de sağlıyor. Daha ne diyeyim??

6 Mayıs 2011 Cuma

Duru'nun ilk evcil hayvanı

Bizim apartman hayvanat bahçesi gibi... Her katta kedi, köpek ve balık bulmak mümkün. İkinci katta veterinerimiz bile var. Bir bizde evcil hayvan yoktu. Biz de aldık.

Duru kaç zamandır kedi, köpek isteyip duruyordu. Eşim de dünden razı. Ben ise kedi ve köpek çok sevmeme ve korkmamama rağmen her Türk annesi gibi hijyen açısından evde kedi ve köpek beslemek istemiyorum (üzülerek söylüyorum ama elimde değil). Neyse baktım en son balık istiyor. Hem artık bir sorumluluk alması açısından, hem de hayvanları çok seven bir çocuk olduğu için hemen alalım dedik. Mahallemize de yeni bir akvaryumcu açılmıştı. Yaklaşık iki ay önce bir hafta sonu oraya gittik.

Niyetim bir fanusun içinde iki Japon balığı almaktı. Satıcı biz fanus ve balık der demez, "Fanusta balıklar hemen  ölür, çocuğunuz da bir daha hiç hayvan beslemek istemez"le başlayıp "Size şöyle güzel bir akvaryum kuralım" diyerek devam etti. Kendi acı tecrübemden bunun doğru olduğunu içimde hissettiysem de, "Bu iş kesin bana kalır, bunca işimin arasında kendimize zor bakıyorum, bir de akvaryum bakımıyla mı uğraşacağım" düşüncesiyle ortama bir negatif enerji yaydım ki sormayın. Satıcı çocuk benden kesin nefret etti! Bildiğiniz o sevimsiz kadın tiplemesiydim o anda. Bakımı zor mu, sürekli temizlemek mi lazım gibi negatif sorularımın hepsine sıkılarak hiçbir şey yapmanıza gerek yok, çok kolay türünden cevaplar verdi. Ancak en son her şeyi hazırlayıp "akvaryumun içine koyacağımız taşları SEKİZ su yıkayın" deyince ben koptum. İçimden yok artık diye geçirirken dilimden "Ben şimdi bununla uğraşamam" lafı çıktı. Bunun üzerine benim nemrutluğumdan korkan satıcı çocuk "Abi, nerede oturuyorsunuz? Karşı apartman mı, ben yarım saat sonra hazırlayıp getireyim" dedi.
Getirdi ve kurdu sağolsun. Ben işi sağlama almak için sorularıma devam ettim. Biz bazen geç geliyoruz, bir yerlere gidiyoruz yem veremezsek ne olur? gibi belki de hâlâ sorumluluğu reddeden sorular sordum. Satıcı gayet doğal bir şekilde "Bu hayvanlar çok dayanıklıdır, iki üç gün aç kalabilirler, hiç olmadı birbirlerini yerler, hayatta kalırlar" demez mi? Duru'nun ve benim gözlerimiz fal taşı gibi açıldı. Birbirlerini mi yerler??

O gün bu gündür balıklarımız ve biz (ben de!) mutlu mesut yaşıyoruz. Japon ve çöpçü balıklarımız var. Soğuk suda yaşayıp ısıtıcı gerektirmediği için bunları aldık. Duru sabah akşam yemlerini veriyor. Eşim temizliğiyle ilgileniyor. Arada nadir de olsa aceleden sabahları unutabiliyoruz. Şimdiye kadar ilk hafta içinde bir kayıp verdik ama yerine üç tane daha aldık. Neyse ki balığın öldüğünü Duru hiç görmedi.

O gün bugündür "Anne ben balıklarıma çok iyi bakıyorum değil mi, hiç ölmüyorlar" diyor. Bence 6 yaş, bir çocuğun böyle bir sorumluluğu alması için çok iyi bir zaman. 33 ve 37 yaş ise çok da geç kalmış sayılmaz.

16 Mart 2011 Çarşamba

Çalışan anne ve zamansızlık

Çalışan bir anneyseniz her zaman programlı olmak zorunda olduğunuzu düşünürsünüz. Bir işinizi aksattınız mı tüm düzen domino taşları gibi peş peşe yıkılır. Toparlamak ise epey zaman alır...

Ben de iki ay önce yakalandığım keçi gribi yüzünden tepetaklak oldum. Ancak yatıp dinlenme lüksüm olmadığı için tüm sorumluluklarımı yerine getirmeye devam ettim. Bu arada ne oldu? Tabi kendimi ihmal ettim. Zaten ancak gece 23.00'ten sonra kendimle kalabiliyordum, blogumu yazabiliyordum. Hastalık ise bana bunu bile çok gördü :((

Yazacak ne kadar çok konu birikti. Artık "yazmasam çıldıracaktım". Bu güzel havalarda vicdan azabını bırakıp yarın tüm günümü boşalttım. Yarın kendimle randevum var!!

15 Ocak 2011 Cumartesi

Monopoly Junior ile aile bir arada

Aile çoluk çocuk bir araya mı gelecek?.. Amca, hala, kuzen çocukları toplanıyor musunuz?... O zaman yanınızda mutlaka bir Monopoly olmalı.



Duru'ya doğum gününde "Monopoly Junior" hediye gelmişti. Daha önce Meyve Bahçesi ve Tombala gibi oyunlar oynamıştık ama bu kadar detaylısı erken diye düşünüyordum... Ama hiç de değilmiş.

Önce bir akşam üçümüz oynadık. Yemekten sonra eşim oyunun kurallarını okuyup bize anlattı. Duru tahmin ettiğimizin aksine oyuna kısa sürede uyum sağladı ve hiç sıkılmadan-her zamanki gibi yerinde duramayarak-müthiş bir heyecanla oynadı. Sayı saymayı, kurallara uymayı, kaderine razı olmayı, kaybetmeyi, kazanmayı ve tabii en zor seçimini yapmayı (benim dükkanımı mı yoksa babasının dükkanını mı yıkacak?) bu bir-iki saatlik oyunda yaşadı.

O akşamdan bazı replikler şunlardı:
Duru: Ama benim hiç üçüm kalmıyor. Ben kira ödemem.
Ben: O zaman bir iki bir de bir ver. (İlla kiramı alacağım:))
Duru: Anne sen benim dükkanıma çok gel, olur mu? Baba, eğlendin mi benim çarpışan arabalarımda..
Eşim (yedinci dükkanını kurarken) Ben Ali Ağaoğlu, yapacağım dedim yaptım!
Ben: Olamaz, iflas ettim galiba... Bu kadar gezmenin sonu buydu. İnsanın bir dikili ağacı olmalı:)

Ardından haftasonu yeğenlerimizle bu oyunu oynadık. Evden yükselen neşe görülmeye değerdi. Hepsi tek bir şey istiyordu: Ne olur biraz daha kalalım!..
   

2 Ocak 2011 Pazar

Yeni yılda cesur adımlar...

Çocuklarımız için istediğimiz her şey bizim yapmak istediklerimiz değil mi aslında. Mesela onları yönlendirdiğimiz hobiler... Eğer hep bir müzik aleti çalmak istemiş ama bize o fırsat verilmemişse çocuğum çalsın istiyoruz. Hiç spor yapamıyorsanız o yapsın ve küçüklükten beri edinemediğimiz disiplini o kazansın istiyoruz... Peki madem biz bunları istiyoruz, biz neden yapmıyoruz? Üstelik çocuğumuzla beraber.

Duru'nun "Yapamıyorum anne" demeleri beni bunları düşünmeye itmişti. En son buz pateninde bir dahaki sefere beraber kayma kararı almıştım. Çünkü böylece Duru'nun daha istekli gideceğine emindim. İşte bugün bu düşüncelerle gittik buz patenine.



Buz pateni pistine yaklaşırken bir de baktım, anne-kız yer değiştirdik. Benim "yapabilir miyim acaba?" diye deyişlerim karşısında Duru birden benim ona söylediğim cümlelerden bir potpori döktü ortaya. "Yapabilirsin anne. Düşmen önemli değil, zaten ben de çok düştüm. Ben sana güveniyorum. Bak işte böyle yapacaksın ayaklarını..." Nasıl da güzel anlatıyordu heyecanlı ve mutlu. Patenlerimizi giydik. Elimden tuttu ve piste indik. Ben tedirgin öğrenmeye çalışırken Duru eskisinden çok daha rahattı ve öğretmeniyle öğrendiklerini hatırlamaya çalışıyordu. Kayarken Duru'nun ilk kaymalarında söylediği- o zaman kulağıma bahane gibi görünen- sıkıntıları aynen yaşadım. Kollarımı yana açmaktan kollarım ağrıdı, paten ayak bileklerimin üstüne kadar geldiğinden dizlerimi bükmekte zorlandım vs.

Diğer yandan çok zevkliydi. Duru'yla el ele kaymaktan, bana komik komik bakan onca insanın bakışları arasında cesur bir şekilde kaymaya çalışmaktan (kaymak yanlış oldu, patende önce buzda yürümeyi öğretiyorlar:)), dersten sonra Duru'yla tecrübelerimizi paylaşmaktan çok zevk aldım. Bizi seyredip halime bol bol gülen eşim bile bir dahaki sefer için heveslendi. Böylesi kızıma kuru kuru "yapabilirsin kızım" demekten çok daha iyi geldi.


Bugün yeni yılda yapmak isteyip de yapamadıklarım için pistte iki tur adım attım. Niçin? Duru ileride benim adımlarımı değil, kendi adımlarını atabilsin diye.